Hayata Sıkı Sıkıya Tutunan Bitkiler

Bitkiler aleminin yeryüzündeki en ilginç canlı grubu olmasının arkasındaki en büyük sebeplerden birinin kendilerine özgü yaşayışlarının olmasıdır. Bitkilerdeki kendilerine özgü yaşayış örnekleri incelendiğinde, kuşkuya yer bırakmaksızın onları araştırılmaya değer bir grup olduklarını tekrar gözler önüne sermektedir.

Her canlı gibi çevresine ve çevresel şartlara uyum sağlayan bitkiler bu şartların gerektirdiği ölçüde uyum ve/veya başkalaşım geçirmişlerdir. Örneğin; hayata sıkı sıkıya tutunan canlı gruplarından biri olan balıklar olabildiğince fazla yumurta üretirler ve bu sayede yeni nesile sağlıklı yavru bırakma olasılığını arttırarak neslin devamını garanti altına alırlar. Aynı usulle bitkiler de yeni nesile sağlıklı yavrular bırakmak adına fazla tohum üretirler. Bu tohumlar sayesinde -balıklardaki gibi- neslin devamı garanti altına alınır.

Hayata sıkı sıkıya tutunma yöntemlerinden biri olarak fazla tohum üretme özelliğini kullanan bazı bitkiler bu özellik ile tohum sayısını arttırırken tohum hacmini küçültme yoluna girebilirler. Örneğin; bir çay kaşığına yaklaşık iki bin havuç tohumunun sığabildiği hesaplanmıştır. Keza istilacı türlerden ve aynı zamanda tıbbi bitkilerden biri olan kantaron bitkisinin tohumlarının da havuç tohumları gibi oldukça ufak -aşağı yukarı iri bir toz tanesi kadar- oldukları bilinmektedir (kantaronlardaki bu husus tarafımızdan gerçekleştirilen bazı deneylerde gözlemlenmiştir). Bitkiler bu şekilde -tohum sayısını arttırıp tohum hacmini azaltarak- tohumların daha rahat yayılmasını ve nesli garanti altına almayı sağlamaktadırlar.

İstilacı bitki gruplarının hemen hepsinde bu tohum özellikleri görülmekle birlikte bunun yanı sıra tohumun dağıtım mekanizmaları üzerine de ‘uzmanlaşmaların’ olduğu görülmektedir. Örneğin bazı istilacı ağaç türlerinde ‘paraşüt’ tipi tohumlar ve bütün papatyagillerde de tohumlar pappus (Türkçe’si ‘sorguç’) adı verilen tüylü tohum yapısı sayesinde uzak ortamlara dağılım sağlanmaktadır. Ana bitkiden dağılan tohumlar -yavrular- sayesinde bu bitkiler hayata sıkı sıkıya tutunurlar.

Tohumların dağılım mekanizmalarının çeşitliliği sayesinde bitkiler farklı özellikler kazanarak hayata tutunurlar. Örneğin düğümlü ayrık otu usta işi bir düğümü atabilir. Bu düğüm kuruyup gevrekleştiğinde büyük bir gerilimle kapanıp tohumlar ana bitkiden çok uzaklara fırlar. Bu sayede yeni neslin bitkileri (tohumlar) hayata ana bitkiden koparak tutunurlar.

Hemen hemen her bitki fotosentez yapmak adına ışığa gereksinim duyar (ışığa yönelim hareketi -fototropizma- gösterirler). Işığa ulaşma adına bazı bitkiler tırmanma özelliği kazanarak hayata sıkı sıkıya ‘sarılırlar’. Bazı tırmanıcı/sarılıcı bitkilerde bu özellikler daha gelişmiş olabilir. Dokunma duyuları daha hassas olan bu bitkilerden itdolanbacı (Sicyos angulatus) buna örnektir. Ülkemizde de yayılışı bulunan ve kabakgillerden olan bu bitkinin dokunma hassasiyeti oldukça -insana göre on kat- gelişmiştir. Yapılan araştırmalar itdolanbacı sülüklerinin 0,25 gram ağırlığındaki bir sicimi hissedip en yakındaki nesneye sarılmak için harekete geçebildiğini göstermektedir. Biz insanlar ise ancak 2 gram ağırlığındaki bir sicimi hissedebiliriz.

Bazı bitkiler ışığa direkt olarak gereksinim duymayıp bu gereksinimi başka bitkilerden ‘çalarak’ -fotosentezden elde edilen ürünleri- giderir. Parazitik bitkiler böylesi özelliğe sahip bitkilerdir. Bir kısım parazitik bitkiler fotosentez ihtiyacını kendileri giderir fakat besin ihtiyacını üzerinden ‘geçindiği’ bitkiden sağlar (bu tip parazitik bitkilere ‘yarı parazitik bitkiler’ adı verilir). Ökse otu (Viscum album) buna örnektir. Tam parazitik bitkiye örnek ise ‘küsküt’ ya da ‘çinsaçı’ olarak bilinen Cuscuta cinsi üyeleridir. Küskütler fotosentez yapamaz ve kendi yiyeceğini kendisi üretemeyip besinini üzerine sıkı sıkıya tutunduğu -paraziti olduğu- bitkiden sağlarlar.

Bazı bitkiler ise hayata sıkı sıkıya tutunmak adına, hayata sıkı sıkıya tutundukları bölgeye örneğin toprak altına yatırım yaparlar. Bu anlamda çavdar bitkisi çarpıcı bir durum sergilemektedir. Çavdar bitkisi kökleri üzerine yapılan bir çalışmada; tek bir çavdarın toplam uzunlukları ‘600 kilometreyi’ bulan on üç milyon kökçüğe sahip olduğu tespit edilmiştir.

Bitkilerde toprak altına yatırım yalnızca kökler aracılığıyla değil gövde ile (gövde metamorfozları -başkalaşımları-) ile de olabilir. Buna tüm soğanlı bitkiler örnektir. Toprak altındaki soğanlarına (soğan, rizom, yumru, korm adı verilen farklı yapılarda da olabilir) hemen hemen tüm yaşamsal yetkilerini devreden bu grup bitkilere geofitler (soğanlı bitkiler) adı verilir. Soğanlı bitkiler, eşeysel üremeden neredeyse tamamen ümidini kaybedip eşeysiz üremeye bağımlı kalarak toprak altındaki bu gövdeleri (soğanları) ile çoğalırlar. Toprak altındaki bu soğanlar kurak koşullardan (kışın soğuğundan/yazın sıcağından) korunarak baharda (ilkbaharda ya da sonbaharda) çiçeklerini toprak üstünde açarlar. Bu sayede nesillerinin devamını sağlayıp hayata tutunurlar.

Hayata sıkı sıkıya tutunmak adına toprak altına yatırım yapmakta oldukça ileri giden bitkiler de bulunmaktadır. Örneğin; kurakçıl ortamlara uyum sağlayan etli yapraklara sahip bir bitki olan Frithia bitkisinde tüm bitki toprak altındadır. Yalnızca yaprak uçları toprak yüzeyine ulaşır ve fotosentez toprak altında gerçekleşir. Bitki bu sayede yer altında serin ve nemli bir ortamda hayata tutunur.

Hemen her bitki hayata tutunmak adına farklı özellikler kazanmıştır. Bitkilerdeki çeşitlilik miktarınca bu farklı özelliklerin miktarı da o denli fazladır denilebilir. Tozlaştırıcısı yalnız bir hayvana bağımlı olan bazı bitki türleri buna örnektir. Bu bitkiler tek bir hayvanın varlığında hayatta kalabilirler. Bu gibi bitkileri ilk keşfedenlerden biri Charles Darwin olmuştur. Darwin yaptığı deneylerde hercai menekşenin (Viola tricolor) döllenmesi için topak yaban arısının (Bombus terrestris) hemen hemen zorunlu olduğunu bulmuştur.

Bitkilerin ömürleri yine çeşitlilikleri ölçüde değişkenlik gösterir. Mevsimlik (yani tek yıllık) bitkiler olduğu gibi binlerce yıl hayatta kalmayı başarabilen bitkiler de bulunmaktadır. Görünüş bakımından palmiyelere benzeyen ama palmiye olmayıp bir açık tohumlu bitki grubu olan, sikas üyesi Dioon cinsine ait 2 metre boyundaki bir bireyin 1000 yaşında, Avustralya’daki bir Dioon bireyinin ise 5000 yaşında olduğu saptanmıştır. 5-6 metre çapa sahip bir Kuzey Amerika sekoyası/mamut ağacı (Sequoiadendron) bireyinin ise 3500 yaşında olduğu kanıtlanmıştır. Bununla beraber bugün yaşayan en yaşlı birey olarak literatüre giren bitkinin Nevada’da bulunan bir çam türü (Pinus longaeva= Pinus aristata var. longaeva / Pinus aristata subsp. longaeva) bireyinin olduğu ve bu bireyin 5000 yaşında olduğu saptanmıştır.

Bitkiler hayata sıkı sıkıya tutunmak adına yalnızca anatomik ve morfolojik özellikler kazanmamışlardır. Bunların yanı sıra fizyolojik bazı özellikler de kazanmışlardır. Örneğin; bitkilerde yaralanma esnasında zarar gören dokuyu iyileştirmeye yarayan bir bileşik üretilir. Bu bileşiğin adı; ‘travmatik asit’tir. Bu sayede bitkiler travmatik asit gibi bileşikler üreterek yaralanmalardan kurtulup, çevresel koşullara uyum sağlayarak hayatta kalmayı başarırlar.

Görüldüğü üzere her canlı gibi bitkiler de hayatta kalmak adına birçok özellik kazanmış ve bu özellikler onların yalnızca hayatta kalmalarını değil aynı zamanda hayata sıkı sıkıya bağlanıp çevresel koşullara en iyi uyum sağlama örnekleri sergilemelerine de sebep olmuştur.

 

Kaynaklar:

Chamovitz, D. 2012. What A Plant Knows – A Field Guide To The Senses (Bitkilerin Bildikleri – Dünyaya Bitkilerin Gözünden Bakmak). Metis Yayınları. İstanbul. (Çeviri: Gürol Koca).

Darwin, C. R. 1859. (İlk Basım Yılı). The Origin of Species (Türlerin Kökeni). Evrensel Basım Yayın, 5. Baskı, Haziran/2014, İstanbul. (Çeviren: Öner Ünalan).

Güner, A., Aslan, S., Ekim, T., Vural, M., Babaç, M. T. (Editörler) 2012. Türkiye Bitkileri Listesi (Damarlı Bitkiler). Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi ve Flora Araştırmaları Derneği Yayını, İstanbul.

Crofton, I. 2010. (İlk Basım Yılı). Kılçıksız Bilim-Buluşlar, Keşifler ve Trajik Çuvallamalar Tarihi. Domingo (Bkz) Yayınları, 2013, İstanbul. (Çeviren: Dilek Belirgen).

Lloyd, J., Mitchinson, J., Harkin, J. 2014. Hepsi Gerçek. NTV Yayınları, 1. Baskı, İstanbul (Çeviri: Sevin Okyay).

Resimli Türkiye Florası Elektronik Versiyonu, Erişim Tarihi: 2020.03.01, URL: “https://turkiyeflorasi.org.tr/eflora/ “.

Rocky Mountain Tree-Ring Research. Erişim (http://www.rmtrr.org/oldlist.htm). Erişim Tarihi: 02.03.2020.

Şentürk, M. 2017. Aydın’ın Petaloid Geofitleri. Yüksek Lisans Tezi, Aydın.

The Plant List-A Working List Of All Plant Species. 2013. Erişim (http://www.theplantlist.org/). Erişim Tarihi: 02.03.2020.

Tompkins, P., Bird, C. 1983. The Secret Life of Plants (Bitkilerin Gizli Yaşamı). Sungur Yayınları. Araştırma-5. İstanbul. (Çeviri: Sulhi Dölek).

Yentür, S. 2003. Bitki Anatomisi. İstanbul Üniversitesi Yayınları, 3. Basım, İstanbul.

Yıldız, B., Aktoklu, E. 2010. Bitki Sistematiği-İlkin Karasal Bitkilerden Bir Çeneklilere. Palme Yayıncılık, 1. Baskı, Ankara.

Muhyettin Şentürk



Hakkımızda

Bilimya sitesi, İbni Sina Sağlık Derneği’nin öncülüğünde kurulmuş bir popüler bilim sitesidir. Sitemizde paylaşılmış tüm yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Sitemizdeki hiçbir yazı kaynak belirtmeksizin başka bir platformda paylaşılamaz.



Bizi Takip Edin


@2020 Tüm Hakları Gizlidir.