Yanlışlamacılık Neden Bilimin Metodu Değil?

Bir iddianın bilimsel olup olmadığını nasıl anlarız? Bu soruyu bir bilim insanına sorarsak alacağımız cevap genelde şu şekildedir: Bir iddia yanlışlanabiliyorsa bilimseldir. Bu doktrine yanlışlamacılık denir ve geçtiğimiz yüzyılın en önemli bilim felsefecilerinden Karl Popper tarafından 1959 yılında kaleme aldığı The Logic of Scientific Discovery isimli eserde savunulmuştur.  Bu görüş sadece bilim insanları tarafından değil, geniş halk kitleleri tarafından da bilimin metodu olarak kabul edilmektedir.

Yanlışlamacılığı kabaca şöyle özetleyebiliriz. Öncelikle bir fenomeni açıklamak amaçlılığı ile bir teori geliştirilir. Daha sonra bu teoriden tümdengelimsel olarak bir gözlemsel önerme çıkarılır. Bu gözlemsel önermenin doğruluğu deney ya da gözlemle test edilir. Eğer önerme yanlışsa teori yanlışlanır. Diğer taraftan eğer gözlem testi geçerse bu teorinin doğru olduğu anlamına gelmez, başka testler yapmak gerekir. Popper’a göre bir teorinin testi geçmesi onun doğruluğuna olan inancımızı bile arttırmaz. Bilim Popper’a göre sadece yanlışlamalarla öğrenir. Diğer taraftan bir teori test edilebilir bir gözlemsel önerme üretmiyorsa, daha doğrusu deneysel olarak yanlışlanabilecek bir öngörüde bulunmuyorsa, bu teori bilimsel değildir.

Popper’ın tezi bilim insanları ve geniş kitlelerde çok meşhur olsa da bilim felsefecilerinin hemen hemen tamamı bu yaklaşımı reddeder. Bu yazımızda Popper’ın yaklaşımının neden makul olmadığını ele alacağız.

Bilim Sadece yanlışlamakla mı öğrenir?

 

Yanlışlamacılığın en önemli sorunu, sadece olumsuz bilimsel bulguları bilgi olarak kabul etmesidir. Oysa bu çoğu bilim insanının katılmayacağı ve aslında farkında olmadığı bir sonuçtur. Mesela Dünya’nın şeklinin yuvarlak olduğu, maddenin atomlardan oluştuğu, suyun sofra tuzunu erittiği gibi yüzbinlerce olumlu bilimsel bulgu bilim insanları tarafından bilimsel bilgi olarak görülür. Ancak yanlışlamacılık doğru ise bu iddiaları kesin bilimsel bilgi olarak göremeyiz. Hatta bu iddiaların yüksek olasılıkla doğru olduğunu da iddia edemeyiz. Kanaatimce bu absürt bir sonuçtur, zira bilimdeki çoğu önemli bulgu aslında olumlu bulgudur.

Yanlışlamacılık nitekim bilimle ilgili yanlış ve gereksiz bir şüphecilik oluşturur. Temel metot yanlışlamacılık deyince, sanki bilimdeki her sonuç gelecekte yanlış olabilirmiş, güvenilmezmiş gibi bir algı oluşturur. Oysa bu doğru değildir! Mesela soğuk algınlığına influenza virüsünün yol açtığı, dünyanın yuvarlak olduğu, suyun iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluştuğu gibi çok sayıda bilgi üst seviyede güvenilir bilgidir. Gelecekte bu bilgiler yanlışlanmayacaktır!

 

Yanlışlanamayan bilimsel önermeler 1: Olasılıksal Teoriler

 

Olasılıklara atıf yapan iddiaları kesin olarak yanlışlamak mümkün değildir. Örnek olarak şu önermeyi alalım: “Bir paranın yazı gelme ihtimali %50’dir”. Bu önerme hangi koşullar altında yanlışlanabilir? Mesela diyelim ki parayı 100 kere attık ve hepsi tura geldi. Bu söz konusu önermenin yanlış olduğu anlamına gelir mi? Elbette ki hayır. Belki bir sonraki 100 atışta hep tura gelecek! Evet, bu düşük ihtimalli bir durumdur, ama bu önermeyi yanlışlamaya yetmez.   Dolayısı ile bu tarz olasılık içeren önermeler yanlışlanamaz ve hiçbiri Popper’ın bilimsellik kriterlerini karşılamaz.

 

Olasılıksal teorileri, tümdengelimsel olarak kesin olarak yanlışlamak mümkün değildir. Ancak bazı olasılıksal teoriler bilimseldir, mesela kuantum mekaniği. Kuantum mekaniği ideal bir bilimsel teori örneğidir, dolayısıyla yanlışlanma kriteri hatalı ya da eksiktir.

Yanlışlanamayan bilimsel önermeler 2: Cisimlerin varlığına atıf yapan hipotezler

 

Cisimlerin varlığına atıf yapan bilimsel hiptezler yanlışlanamazlar. Mesela galaksileri bir arada tutan kütlenin kaynağı olarak görülen karanlık maddeyi arayıp bulamamamız onun var olmadığı anlamına gelmez.  Ancak karanlık madde hipotezi bütün fizikçilere göre bilimsel bir hipotezidir. Popper’in ilkesine göre karanlık madde hipotezine bilimsel değildir diyenler karanlık madde bulunursa ne diyecektir? Varlık önermeleri doğrulanabilir, ama bunları yanlışlamak çoğu zaman mümkün değildir.

Yanlışlamacılığın baş ağrısı: Quine-Duhem Tezi

Yanlışlamacılığın karşılaştığı önemli bir sorun daha vardır. Bu soru Quine-Duhem tezidir. Hiçbir hipotez kendi başına doğrulanamaz/yanlışlanamaz. Hipotezler, yardımcı önermeler ve başlangıç koşulları ile birlikte doğrulanır/yanlışlanır. Bilim adamı her zaman suçu yardımcı önermelere atarak teoriyi koruyabilir.  Mesela Galileo’nun teleskopu ile ayda dağlar olduğu gözlemini ele alalım. Bu gözlem ayın yüzeyinin düz olduğunu yanlışlar mı? İlk bakışta cevap evet olsa da, bir kişi bu hipotezi korumak için teleskopun güvenilmez olduğunu iddia edebilir. Zaten cismi yakınlaştırarak hali hazırda görüntü ile oynayan teleskop belki de cisimlerin görüntüsünü bozuyordur? Ya da belki dünya atmosferinde bir şey teleskopun doğru görüntü almasına engel oluyordur. Bir teori yardımcı hipotezlere saldırarak her zaman yanlıştan korunabilir. Nitekim bilim dünyasında oturmuş bir teori teste tabi tutulduğu zaman eğer sonuç olumsuz çıkması durumunda yanlış teoride değil, yardımcı önermelerde aranır.

Peki bilimin metodu nedir? Bilim sadece yanlışlama ile değil, olumlu gözlemlerle de bilgi üretir. Dahası bilim olasılıksal kuramlardan da gördüğümüz gibi olasılıksal bir doğaya sahiptir. Bu şartları yerine getiren en yaygın yaklaşım Bayesçi doğrulama kuramıdır. Bu kuramı başka bir yazımızda ele alacağız.


Hakkımızda

Bilimya sitesi, İbni Sina Sağlık Derneği’nin öncülüğünde kurulmuş bir popüler bilim sitesidir. Sitemizde paylaşılmış tüm yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Sitemizdeki hiçbir yazı kaynak belirtmeksizin başka bir platformda paylaşılamaz.



Bizi Takip Edin


@2020 Tüm Hakları Gizlidir.